Bina Özellikleri
Yapının Tarihi
İlk Ayasofya binası IV. yüzyılda inşa edilmiş ahşap çatılı bir bazilikadır ve II. Konstantios tarafından 360’ta ibadete açılmıştır. 404’teki ayaklanmada çıkan yangında harap olmuş, II. Theodosius, hükümdarlığında 415’te yeniden açmıştır. 532’de çıkan ‘Nika Ayaklanması’nda yapı tekrar yanınca İmparator İustinianos, farklı ve muhteşem bir yapı inşa ettirmek ister. Mevcut Ayasofya’nın çatı örtüsü tekrar yanmayacak biçimde öncekilerden farklı olarak kâgir inşa edilir. Ayasofya'nın yapımında görevlendirilen mimarlar Anthemios ile İsidoros, bu yeni yapının inşası için imparatorluğun farklı yerlerindeki tapınaklardan devşirme malzemeler getirtirler. Beden duvarları ile kemer, kubbe ve tonozları tuğladan inşa edilen Ayasofya’nın kubbesini taşıyan ana payeleri taştan örülmüştür. Zemin ve cephe kaplamalarında farklı tür ve renklerde doğal taşların kullanıldığı Ayasofya, yaklaşık altı yıl içinde tamamlanarak 27 Aralık 537’de ibadete açılmıştır.
Mimari Özellikler
Ayasofya, merkezi planlı bir bazilika olarak inşa edilmiş ve çatı örtüsü ortada bir ana kubbe ile onu iki yönden destekleyen iki yarım kubbe ile örtülmüştür. Çapı yaklaşık 31-33 metreyi bulan ana kubbesi, birbirine kemerlerle bağlanmış dört ayak üzerinde taşınan o tarihe kadar inşa edilmiş en büyük kubbe olma özelliğine sahiptir. Şimdikine nazaran daha basık olduğu düşünülen ilk kubbe, yapının ibadete açılışından 21 sene sonra çökmüştür. Yeniden örülen kubbe, 10. ve 14. yüzyıllarda yaşanan depremlerde farklı ana kemerleriyle birlikte tekrar yıkılmış olsa da çöken kısımlar yeniden örülmüştür. Ayasofya’nın ilk inşasında kâgir tavanları mozaiklerle kaplanmıştır. Sonraki yüzyıllarda özellikle galeri katındaki bazı duvar yüzeylerinde figüratif mozaik bezemeler yapılmıştır.
Osmanlı Dönemi
İstanbul’un fethi sırasında Ayasofya’nın tahrip edilmesini engelleyen Fatih, ilk cuma namazını burada kılarak vakıfları arasına almıştır. Fatih ve sonrasında tahta çıkan padişahlar yüzyıllarca cuma selamlıklarıyla halkın karşısına çıktıkları Ayasofya’nın mozaiklerine müdahale etmemiştir. 15. ve 16. yüzyıllarda Ayasofya’nın dört köşesine selatin camilerinde olduğu gibi peyderpey dört minare eklenirken, iç mekâna minber, kürsü ve mahfil yaptırılmıştır. II. Selim tarafından Ayasofya Camisi’nin onarımında görevlendirilen Mimar Sinan yapıyı güçlendirmek için payandalarla desteklemiştir. I. Mahmud döneminde, mevcut şadırvan, kütüphane, sıbyan mektebi ve imaret yapıları eklenerek Ayasofya kapsamlı bir Osmanlı külliyesine dönüştürülmüştür. Sultan Abdülmecid döneminde eklenen mevcut hünkâr sofası/hünkâr mahfili ve muvakkithane Ayasofya’nın son Osmanlı yapılarıdır.
Kaynakça
Ayvansarâyî Hüseyîn Efendi, Alî Sâtı Efendi, Süleyman Besîm Efendi. (2001). Hadîkatü’l-Cevâmi, İstanbul Câmileri ve Diğer Dinî-Sivil Mi'marî Yapılar, Haz. Ahmed Nezih Galitekin, İşaret Yayınları, İstanbul, s. 42-46.
Diker, Hasan Fırat. (2016). Ayasofya ve Onarımları, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Yayınları, İstanbul.
Dirimtekin, Feridun. (1994). ‘Ayasofya’, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Ortak Yayını, C.3, İstanbul, s. 1439-1454.
Eyice, Semavi, 1991, ‘Ayasofya’, DİA, C. 4, İstanbul, s. 206-210.
Eyice, Semavi, 1994, ‘Ayasofya Mozaikleri’, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Ortak Yayını, C.3, İstanbul, s. 1455-1459.
Kahraman, Seyid Ali; Dağlı, Yücel. (2003). Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi, C. I. YKY, İstanbul, s. 83-100.
Kuban, Doğan. (2007). Osmanlı Mimarisi, YEM Yayınları, İstanbul, s. 218.
(Fotoğraflar: Buğrahan Şirvancı, Hava Fotoğrafı: Oğuz Albayrak)